Güncel konulara dair aktarımlar

melodi akçay dan yaşam notları

Kadın ve Erkek Arasındaki Farklar

Ergenlik Sivilcesi: Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadır. Bu hormon yağ bezlerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısıyla da sivilceye neden olur.

Saldırganlık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar.

Kan: Erkeklerde 4.5, kadınlarda 3.6 litre kan vardır. Erkek kanı daha koyu kıvamlıdır, bir damlasında 1 milyon kan hücresi vardır.

Yaş dönümü: Kadınlar menopoz döneminde ateş basması, uykusuzluk, şişmanlama, gece terlemeleri ve vajina kuruluğu gibi belirtiler yaşarlar. Erkekler andropoz denen yaş döneminde hemen hemen hiçbir bedensel belirti yaşamazlar.

Vücut ısısı: Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir. Su: Erkek vücudunun yüzde 60-70′i sudan ibarettir. Kadın vücudundaki su oranı ise yüzde 50-60 arasındadır.

İskelet: Erkeklerin omuzları daha geniş , kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha geniş, eklemleri daha esnektir.

Duyu organları: Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler ışığa karşı daha hassastır.

Enerji harcaması: Erkekler hareketsizken vücudun metrekaresi başına 39,5 kalori yakarlar. Kadınlar ise 37 kalori. Erkeğin günlük kalori ihtiyacı 2700 kalori, kadınınki 2000 kaloridir.

Yağ: Erkeklerde kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu vardır. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27′sini oluştururken, bu değer erkeklerde yüzde 15′tir.

Ağlamak: Kadınlar erkeklerden 5 kat fazla ağlarlar. Genellikle de saat 19.00-22.00 arası.

Beyin: Erkek beyni yüzde 14 daha ağırdır. Buna karşılık kadınlarda iki yarım küre arasındaki iletişim daha iyidir.

Kalp atışı: Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavaş çarpar: Dakikada ortalama 72. Bu değer kadınlarda 80′dir.

Sıcaklık duyarlılığı: Kadınlar kalın yağ dokuları nedeniyle soğuğa daha dayanıklıdırlar.

Yaşlanmak: Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanırlar. 35 yaşındaki bir erkeğin damar sistemi 50 yaşındaki bir kadınınkine eşdeğerdir.

Kaslar: Erkekler kadınlardan yüzde 50 oranında fazla kas gücüne sahiptir. Buluğ çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artar. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha güçlüdürler.

Buluğ: Erkekler buluğ çağını 10-15, kadınlar 9-14 yaşları arasında yaşarlar.

Yaşam Süresi: Erkeklerin ortalama omrü 71,5 yıl, kadınların 78 yıldır.

Bacaklar: Erkeklerin bacakları daha uzun ve kaslıdır. Bu yüzden kadınlardan daha hızlı koşar, daha uzağa zıplarlar.

Vücut ölçüleri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73,5 kg ağırlığındadır. Göğüs çevresi 98,5cm , beli 80,4cm’dir. Kadın ortalama 160 cm boyunda olup 61,2 kg’dir. Göğüs çevresi 90,1; kalça genişliği 96,5 cm; beli 74,3 cm’dir.

Adem elması: Gırtlaktaki adem elması adlı çıkıntı sadece erkeklere hastır.

ERKEĞİN CİĞERİ GENİŞ

Akciğerler: Erkeklerin akciğerleri kadınlarınkinden yüzde 50 daha geniş hacme sahiptir.

Yemek: Aynı kilodaki kişilerden, erkekler kadınlardan daha çok yemek ihtiyacı duyarlar; çünkü metabolizmaları daha hızlıdır.

Solunum: Erkekler dakikada 16 kez, kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp verir. Her iki cinsin günde soludukları miktar ise aynıdır.

KADININ DERİSİ DAHA İNCE

Hastalıklar: Erkekler hayatları boyunca kadınlardan ortalama 40 gün daha az hastalanırlar.

Dirsek: Kadınlar erkeklere kıyasla kollarını dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.

Kromozomlar: Erkek ve dişilerde toplam 46 kromozom vardır. Bunların yarısı babadan, yarısı anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinden iki tane cinsiyet hormonu vardır ki; bu erkekte XY, kadında XX olarak bulunur.

Saçlar: Kadınların saçları daha sık ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde olduğu için erkeğinki kadar çabuk dökülmez.

Deri: Erkeklerin toplam 1,8 metrekare, kadınların 1,6 metrekare derileri vardır. Kadını derisi daha ince ve kuru,bu yüzden de daha hassastır. Erkekte ter bezleri ve deri altı yağ bezleri daha fazla olduğundan derisi yağlıdır ve daha çok terler.

Başka Bir Dünya

Anne rahmine düşen ikiz kardeşler önceleri her şeyden habersizmiş.

Haftalar birbirini izledikçe onlar da gelişmişler. Elleri, ayakları, iç organları oluşmaya başlamış. Bu arada, etraflarında olup biteni fark etmeye başlamışlar. Bulundukları rahat, güvenli yeri tanıdıkça mutlulukları artmış. Birbirlerine hep aynı şeyi söylüyorlarmış:

“Anne rahmine düşmemiz, burada yaşamamız ne harika değil mi? Hayat ne güzel şey be kardeşim!”

Büyüdükçe, içinde yaşadıkları dünyayı keşfe koyulmuşlar. Öyle ya, hayatın kaynağı neymiş? İşte bunu araştırırken, karşılarına anneleriyle onları birbirine bağlayan kordon çıkmış. Bu kordon sayesinde, hiçbir zahmet çekmeden, güven içinde beslenip büyütüldüklerini tesbit etmişler.

“Annemizin şefkati ne kadar büyük! Bize bu kordonla ihtiyacımız olan her şeyi gönderiyor.”

Artık aylar birbiri ardınca geçiyor, ikizler hızla büyüyor, diğer bir deyişle “yolun sonu”na yaklaşıyormuş. Bu değişiklikleri hayretle gözlemlerken, bir gün gelip bu güzelim dünyayı terk edeceklerinin işaretlerini almaya başlamışlar.

Dokuzuncu aya yaklaştıklarında, bu işaretleri daha kuvvetli hissetmeye başlamışlar. Durumdan telaşlanan ikizlerden birisi diğerine sormuş:

“Neler oluyor? Bütün bunların anlamı nedir”

Öteki daha sakin ve aklı başındaymış. Üstelik, bulundukları bu dünya çoğu zaman ona yetmiyor; duyguları daha geniş bir âlemi arzuluyormuş. O cevap vermiş:

“Bütün bunlar, bu dünyada daha fazla kalamayacağız anlamına geliyor.” Ve eklemiş:

“Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz.”

“Ama ben gitmek istemiyorum” diye haykırmış kardeşi.

“Hep burada kalmak istiyorum.”

“Elimizden gelen bir şey yok. Hem, belki doğumdan sonra hayat vardır.”

“Bize hayat sağlayan kordon kesildikten sonra bu nasıl mümkün olabilir ki?” diye cevaplamış öteki. “Bize hayat veren kordon kesilirse nasıl hayatta kalabiliriz, söyler misin bana? Hem, bak bizden önce başkaları da buraya gelmiş ve sonra da gitmişler. Hiçbirisi geri gelmemiş ki bize doğumdan sonra hayat olduğunu söylesin. Hayır, bu her şeyin sonu olacak.”

Bütün bunları söyledikten sonra eklemiş:

“Hem, belki de anne diye bir şey de yok!”

“Olmak zorunda” diye itiraz etmiş kardeşi. “Buraya başka türlü nasıl gelmiş olabiliriz, nasıl hayatta kalabiliriz ki?”

“Sen hiç anneni gördün mü?” diye üstelemiş öteki. “O belki de sadece zihinlerimizde var. Bir annemiz olduğu düşüncesi bizi rahatlattığı için onu belki de biz uydurduk.”

Böylece, anne rahmindeki son günleri derin sorgulamalar ve tartışmalarla geçmiş.

Sonunda doğum anı gelmiş çatmış. İkizler dünyalarını terk ettiklerinde gözlerini başka bir dünyaya açmışlar ve sevinçten ağlamaya başlamışlar.

Çünkü gördükleri manzara hayallerinin bile ötesindeymiş.

Menapoz Nedir, Menapoz Hastalık Değildir

Hanımların yaşantısı erkeklerden farklıdır ve her birinin psikolojisi farklı dalgalı dönemleri barındırır: Çocukluk, genç kızlık, evlilik, hamilelik, annelik ve akabinde menopoz devreleri gibi.

Menopoz, kadın yumurtalıklarının faaliyetinin durması sebebiyle ay hâlinin veya adet kanamasının kesilmesi demektir. Ortalama menopoza girme yaşı 51 olmakla birlikte 45 – 55 yaşları arasında da olabilir. Özellikle gelişmiş toplumlarda yaşayan kadınlar menopoza daha geç yaşlarda girerler. Sigara ve yetersiz beslenme menopozu erkene alır.

Kadınların bir çoğu menopozdan 4–5 yıl önce düzensiz adet görmeye başlar. Menopoza girişte ise kadından kadına değişen yoğunlukta ateş basması ve terleme nöbetleri, eklem ağrıları, uyku problemleri, osteoporoza eğilimi gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

İşte kadınların bu sıkıntıları, günümüzde ilaç satmak için potansiyel kitle arayan ilaç firmalarını harekete geçirdi. Menopoza geçişte görülen belirtilerden yola çıkarak bu dönemde dişilik hormonu (östrojen) eksikliği olduğunu, bunun yerine konması gerektiğini ileri sürdüler. İddialarına göre ölümcül ve korkutucu birçok hastalık da menopoz evresindeki kadınları bekliyordu. Ünlü artistleri reklâmlara çıkardılar, ileri sürdükleri iddia ise bütün bu problemler östrojen hormonu alındığında geçmekteydi ve zinde hale geliniyordu. Çünkü iddialarına göre menopozun güya hormon eksikliğinden kaynaklanan, tedavi edilebilir ve tamamen önlenebilir bir hastalık olduğu keşfedilmişti!

Ölümü ve yaşlılığı bir düşman gibi algılayan günümüz kadını östrojene sarıldı. Dinç ve genç olacak, yüzü gülecekti. Ancak sonuç hiç de öyle olmadı. Verilen hormon tedavisi kalp krizlerini önlemenin aksine kalp krizi ve felç geçirenlerin sayısında artışa yol açtı. Alzheimer tipi bunama ve meme kanseri de östrojen hormonu alanlarda daha sık rastlanır oldu. Öte yandan hayat kalitesi de iyileşmemişti.

Sonuçta anlaşıldı ki, her kadının geçirdiği ve hayatlarının fizyolojik (tabiî) bir dönemi olan menopoz, gereğinden fazla tıbbi bir konu haline getirilmiştir. Aslında kadınların hayatlarındaki bu aşamayı bir hastalık olarak görmek yerine doğal bir geçiş olarak algılamak durumundayız.

Elbette bazı nadir durumlarda hormon tedavisine gerek olabilir, ama bunu rutin hale getirirsek, sonuç felâket olur.

Hormon almak yerine sigara içmemek, düzenli egzersiz (yürüyüş) yapmak, sağlıklı bir beslenme programı (hazır ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak, meyve ve sebzeye, tam tahıllı gıdalara ağırlık vermek, düzenli süt içmek gibi) uygulamak menopoz belirtilerini hafifletmede son derece etkili tabiî metodlardır.

Hormon değişimleri ise hayatın bir parçasıdır. Hastalık, anormallik veya tıbbî bir problem sayılmamalıdır. Hayatın tüm dönemleri güzeldir, kendine göre hoş tarafları vardır. Ertelemek veya sun’î müdahalelerde bulunmak doğru değildir. Menopozun bir hastalık olduğu görüşü bugün itibariyle iflâs etmiştir

Ne Yediğimizi Bilmeliyiz

Ne Yediğimizi Bilmeliyiz

Kasaptan aldığımız hazır kıymanın içinde tavuk kemiği olabileceğini, yoğurdun içine daha yoğun görünmesi ve miktarının artması için nişasta katılabildiğini veya kaşar peynirinin içinde patates püresi olabileceğini düşünebilir misiniz?

Maalesef, hazır gıdalarda duyunca dudağımızı uçuklatacak daha nice hileler yapılıyor. Fiyatı daha uygun diye tercih edilen, açıkta satılan birçok gıdanın içinde, aslında olmaması gereken, çoğu insan sağlığına büyük ölçüde zararlı maddeler bulunuyor. Özellikle her kesimden insanın mecburen tükettiği et, süt, peynir, ekmek gibi temel gıdalarda yapılan hilelerle ürünün maliyeti düşürülüyor. Hileli gıdalar, pazarda, markette, restoran ve büfelerde olması gerekenden daha ucuza satılıyor. En çok hile yapılan gıdalardan biri olan kıymayı eğer et parçasından çektirirseniz fiyatı 10 milyonu aşıyor. Paketlenmiş hazır kıymalardan alırsanız fiyatı 3-5 milyona düşüyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hıfzıssıhha Enstitüsü Müdürü Muhsin Öztürk, hile olmasa aynı kalitede bir ürünün bu kadar farklı fiyata satılamayacağını söylüyor. Tüketicilere rastgele alışveriş yapmamalarını tavsiye eden Öztürk, fiyatı olması gerekenden daha ucuz olan bir üründen her zaman şüphelenilmesi gerektiğini belirtiyor. Öztürk, bu tür hilelerin ortaya çıkmasından sonra ünlü gıda markalarının ürün fiyatını artırmasını da doğru bulmuyor ve tüketicinin ikinci bir olumsuzluk yaşadığını vurguluyor.

Muhsin Öztürk’ün verdiği bilgilere göre, en çok hile, yapı itibarıyla müsait olan, karışım halinde piyasaya sürülen, yapım aşamasını görmemizin mümkün olmadığı ve karıştırılan maddelerin anlaşılmasının zor olduğu ürünlerde yapılıyor.

Bunların başında ise, hazır kıyma, salam, sucuk, sosis, kavurma gibi et ürünleri, süt ürünleri, baharatlar ve unlu mamuller geliyor.

Parça ette hile daha az yapılıyor. Bazı yerlerde etin daha kırmızı ve taze görünmesi için içine kimyasal maddeler enjekte ediliyor. En çok tüketilen et şekli olan kıymada ise karışım olduğu için parça çok fazladır ve iyice küçültülüp öğütüldüğü için fark edilmesi zordur. Hileli kıymanın içine, normal şartlarda yiyecek olarak kullanamayacağımız et parçaları, etin mühürlü kısım, zar kısmı, sinirler, dış yüzeyindeki kurumuş zarı, kanlı kısımları katılıyor. Kasaba gittiğimizde istediğimiz parça et hazırlanırken gözümüzün önünde atmak için ayrılan kısımlar daha sonra kıymanın içine girebiliyor. Bu tür besin değerini yitirmiş, çabuk bozulmaya eğilimli kırpıntı maddeler insan sağlığına zarar veriyor. Özellikle damga boyasının çok miktarda olmasının büyük zararı var. Bazen de kıymanın yapısını değiştiren sakatat katılıyor. Ağırlığını artırmak için yağ, rengini kırmızılaştırmak için dalak katılıyor. Muhsin Öztürk, son zamanlarda yapılan analizlerde kıymanın içinde tavuğun artık ürünlerinin, kanat uçlarının, taşlıklarının, ayaklarının, derisinin ve kemiklerinin de tespit edildiğini anlatıyor.

Sucuk, salam, sosis, pastırma, kavurma gibi et ürünlerinde de çok hile yapılıyor. Bunların içine et kırpıntıları, etin düşük kaliteli kısımları katılıyor. Ayrıca, fiyatı düşük olanların çoğu, besin değeri düşük yaşlı hayvanlardan yapılıyor. Romanya ve benzeri ülkelerden, resmi veya gayrıresmi yollarla getirilen etlerden yapılan sucuklar da piyasada çok düşük fiyata satılıyor. Muhsin Öztürk, “Düşük fiyata satılan bazı et ürünlerine kanatlı hayvan etinin çok katıldığını gördük. Elbette işe yarar kısımları değil, artık kısımları. Tavuk derisinden sucuk yapılabiliyor. Bozulan veya son kullanma tarihi geçen ürünler, yeniden işleniyor. Bir sucuk fabrikasında bizzat şahit oldum bu sahtekarlığa. 100 kg sucuk karışımının içine 10 kg küflenmiş sucuk katılıyor. Baharat ve sarmısakların arasında kokusu ve tadı anlaşılmıyor.”

Arkadaş ve Dost Kavramı

ARKADAŞ ile DOST KAVRAMI

Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır,
Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır.
Arkadaş senin ağladığını görmez,
Dostunun omuzu ise senin gözyaşlarınla ıslanır.
Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir,
Dost sana yardım etmek için erken gelir; toparlanman için geç gider.
Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur,
Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için,
Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür,
Dost ise tekrar arar.
Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister,
Dost ise her zaman senin arkandadır.
Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir,
Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder.
Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar,
Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır.
Arkadaş sizi ikinci görmek ister,
Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar
Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır,
Dost sıkıntınız olduğunda size koşar,
Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız,
Dostlarınız size huzur vermeye çalışır.

Kan Bağışının Önemi

Kan Bağışı Yaşam İçin Yapılan Bir Armağandır

Ülkemizde her yıl 2 milyona yakın kan ihtiyacı vardır.Bu ihtiyaç çoğunlukla hastaların yakınlarından ve acil durumda sağlanabilmektedir.

Kan, üretilemeyen bir dokudur ve halen tek kaynağı sağlıklı bağışçılardır.

18 ve 65 yaş arası olan, sağlıklı, bulaşıcı hastalığı veya riski olmayan, 50 kg üzerinde kişiler kan bağışlayabilirler.

Yılda üç kez kan bağışı yapılabilir. Sağlıklı kişilerin yılda en az 2 kez bağışı yapmasıyla ülke ihtiyacı karşılanabilmektedir. Ancak düzenli olarak kan bağışlayan kişi sayısı çok azdır.

Kan bağışlamak isteyen kişilere çok kapsamlı bir sorgulama uygulanır. Bu sorular sonunda kan vermeniz uygun bulunmayabilir, ancak bu sizin sağlıklı olmadığınız anlamına gelmez.

Kan bağışlamaya uygun bulunursanız sizden steril ortamda 450 ml kan alınır. Kan verme işlemi ortalama 30 dakika sürer. Alınan kanın raf ömrü 35-42 gün arasıdır.

Bu kanda 4 hastalık araştırılır; sarılık B, C, AIDS ve frengi. Bu testler negatif yani kanınız temiz bulunursa ihtiyacı olan hastaya verilir, çoğu durumda da yaşam kurtarır.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kan Merkezi’nde kan bağışlayan bağışçılarımıza kanlarında yapılan testlerin sonuçları açıklamalarla bildirilir, isteyen kişilere bu fırsatla hepatit B aşı programı uygulanır.

Herkes için çok önemli olan kan grubu bilgisi ileri teknoloji ile bakılarak özel kan grup kartı verilir.

Ayrıca hastanemizde üç kez kan bağışlayan bağışçılarımıza dilediği öğretim üyesi için ücretsiz muayene fişi verilir.

Ancak herşeyin ötesinde eşsiz bir bağış olan kan bağışı hastalarımız için yerine başka bir şey konulmayan bir hediyedir, bizler de bağışçılarımıza minnet duyuyoruz.

Bugün Özel Bir Şey Yapın, Kan Bağışlayın, Yaşam Armağan Edin.

Doç. Dr. Meral Sönmezoğlu

Mutfakta Püf Noktalar

Buzların Çabuk Erimemesi İçin

Yemekte yemeğin yanında içeceğiniz içeklerinize koymak için buzluktan çıkardığınız buzların hemen erimesini istemiyorsanız buz kabının içini alüminyum kağıt ile kaplayın.

Rendeniz köreldiyse

Rendeniz köreldiyse hemen atıp yerine yenisini almanız gerekmez. Bir parça zımpara kağıdını bir şey rendeler gibi rendenize sürtün. Rendenizin eskisi gibi olduğunu göreceksiniz.

Fırın Tepsilerinizi Temizlerken

Börek veya kurabiye pişirdiğiniz fırın tepsilerini temizlemek o kadar zor değil.Tepsi henüz sıcakken biraz tuz serpip, gazete kağıdı ile kuru kuru ve yumuşak bir şekilde ovarsanız kolayca temizlenir.

Bardakların çatlamaması için

Özellikle ince cam bardaklar ısı değişikliğinde hemen çatlar. Bunu önlemek için yeni aldığınız bardakları tuzlu, soğuk suya oturtun. Bu şekilde tencereyi ocağa koyup kaynatın ve bardakları kendiliğinden soğumaya bırakın. Böylece bardaklarınız ısı değişikliğine alışacak ve çatlamayacak.

Gözlerinizin Soğandan Yanmaması İçin

Kullanacağınız soğanı bir saat önceden soyup soğuk suda bekletirseniz tüm acılığı gider ve gözleriniz yaşarmaz.

Kızartma Yaparken Yağınız Sıçrıyorsa

Kızartma yaparken yağın sıçraması doğaldır. Çünkü ne kadar kurularsak kurulayalım sebzelerin saldığı su yağın sıçramasına neden olur. Bunun için yağın içine biraz bayat ekmek kabuğu koyun. Yağınız sıçramayacak

Ev Temizlemek

Her kadın, evinin pırıl pırıl ve derli toplu görünmesini ister. Ev toparlamak ev işlerinin en yorucusudur. Bir gün önce yaptığınız temizlikten ertesi gün eser kalmaz. Ev temizliği için faydalanabileceğiniz bazı pratik bilgiler sayesinde daha az yorulup daha az zaman harcayacaksınız.

Toz Bezleri

Eğer toz bezleri sildiğiniz yüzeye toz bırakıyorsa her toz alışınızdan sonra durulama suyuna bir miktar gliserin koyun. Bir dahaki sefere toz beziniz toz bırakmayacaktır.

Evinizi Toparlarken

Temizliğe başlamadan önce doğal olarak evde bir tur atıp şöyle bir etrafı toparlarız. Fakat bunu yaparken sürekli o odadan o odaya dolaşmak zorunda kalırız. Bu da epey bir zamanımızı alır. Evi toparlarken bilimize önünde büyük bir cebi olan bir önlük takarsak ya da elimize bir sepet alıp bütün yayıntıları biriktirip daha sonra ait oldukları yerlere koyarsak daha az zaman harcamış oluruz.

Cam Silerken

Cam silerken silme suyuna tuz koyulduğunu hiç duydunuz mu? Camlarınızı silerken suyun içine biraz tuz koyarsanız hem daha kolay temizlerin hem de tertemiz, pırıl pırıl olur.

Yerdeki Cam Kırıkları

Herhangi bir cam eşyamız kırıldığı zaman kırılan eşyadan çok yere saçılan cam parçalarını nasıl toplayacağımızı düşünürüz. Böyle bir durumda bir parça ıslak pamuğu yerde gezdirirseniz cam kırıklarının pamuğa takıldığını ve camların kolaylıkla temizlendiğini göreceksiniz.

Kristal Avizeleri Parlatmak İçin

Kristal avizelermizin baş düşmanı sigara dumanı ve tozdur. Bu yüzden avizelerimizi sık sık temizlememiz gerekir. Fakat temizlerken deterjanlı su yerine karbonatlı veya sirkeli su kullanırsanız hem daha kolay temizlenir hem de daha geç kirlenir.

Çamaşırların Donmaması İçin

Kışın balkona astığınız çamaşırlarınızın donmaması için makinenizin yumuşatıcı gözüne çok az tuz koyun. Böylece çamaşırlarınız soğuktan etkilenmeden daha çabuk kurur.

Mutfaktaki Kötü Kokular

Kimimiz mutfakta duran çöp kovasının kokusu, kimimiz pişen yemek kokusu, kimimiz buzdolabının kokusu. Kısacası mutfaktaki kokulardan bütün kadınlar hatta bütün ev halkı rahatsız olur. Bu kokular bazı basit yöntemlerle giderilebilir.

Karnıbahar, Lahana, Kereviz Kokusu

Karnıbahar Lahana, Kereviz gibi sebzelerin pişerken kokularının eve yayılmasını önlemek için haşlama suyuna bir parça mantar tıpası atarsanız tencereden koku yayılmaz.

Kızartma Kokusu

Kızartma yaparken kokusunun yayılmaması için kızgın yağın içine bir tutam maydanoz atmanız yeterli.

Balık Kokusu

Balık kokusunun eve yayılmaması içinse bir tutam çayı ateşin üzerine atarak yakın. Veya ağzı açık bir kabın içinde sirkeli su kaynatın.

Buzdolabındaki Kokular

Yiyeceklerinizin üzerini kapatmadan buzdolabına koyarsanız doğal olarak kokular birbirine karışır ve sonuçta kötü bir kokular ortaya çıkar. Ama bazen yiyeceklerimizi üzerini kapatmadan dolaba yerleştirmek zorunda kalabiliriz. Böyle bir durumda buzdolabınıza ağzını açık bıraktığınız bir miktar karbonat koyarsanız tüm kokulardan kurtulursunuz.

Mutfakta Pratik Bilgiler

Mutfak, ev hanımlarının en çok ve zevkle vakit geçirdikleri yerdir. Fakat genede küçük aksilikler bazen canımızı sıkabilir. Mutfağınız için pratik bilgiler ve denenmiş ipuçları mutfak işlerinizi oldukça kolaylaştıracaktır.

Et Kızartırken

İster ızgarada, ister tavada olsun büyük parça et kızartacaksanız etinizi önce akan soğuk suyun altında biraz tutun.


Yumurtaların Kaynarken Çatlamaması İçin

Yumurtalarınızın kaynarken çatlamaması için yumurtaları suya koymadan önce dibini toplu iğne ile delin. Ayrıca yumurtalarınız kaynarken çatlıyorsa ve sıcak suyun içinde akıp dağılıyorsa, suyun içine çok az sirke koyarak dağılmasını önleyebilirsiniz.

Buzların Çabuk Erimemesi İçin

Yemekte yemeğin yanında içeceğiniz içeklerinize koymak için buzluktan çıkardığınız buzların hemen erimesini istemiyorsanız buz kabının içini alüminyum kağıt ile kaplayın.

Rendeniz köreldiyse

Rendeniz köreldiyse hemen atıp yerine yenisini almanız gerekmez. Bir parça zımpara kağıdını bir şey rendeler gibi rendenize sürtün. Rendenizin eskisi gibi olduğunu göreceksiniz.

Fırın Tepsilerinizi Temizlerken

Börek veya kurabiye pişirdiğiniz fırın tepsilerini temizlemek o kadar zor değil.Tepsi henüz sıcakken biraz tuz serpip, gazete kağıdı ile kuru kuru ve yumuşak bir şekilde ovarsanız kolayca temizlenir.

Bardakların çatlamaması için

Özellikle ince cam bardaklar ısı değişikliğinde hemen çatlar. Bunu önlemek için yeni aldığınız bardakları tuzlu, soğuk suya oturtun. Bu şekilde tencereyi ocağa koyup kaynatın ve bardakları kendiliğinden soğumaya bırakın. Böylece bardaklarınız ısı değişikliğine alışacak ve çatlamayacak.

Gözlerinizin Soğandan Yanmaması İçin

Kullanacağınız soğanı bir saat önceden soyup soğuk suda bekletirseniz tüm acılığı gider ve gözleriniz yaşarmaz.

Kızartma Yaparken Yağınız Sıçrıyorsa

Kızartma yaparken yağın sıçraması doğaldır. Çünkü ne kadar kurularsak kurulayalım sebzelerin saldığı su yağın sıçramasına neden olur. Bunun için yağın içine biraz bayat ekmek kabuğu koyun. Yağınız sıçramayacak.